Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter…
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini…
Hayat sana ekşi limonlar sunarsa, sen de tekila ve tuz iste …
Made of honor filminde duymuştum ilk, filmi beğenmemekle beraber şarkıya hayran kalmıştım.
Hold up
Hold on
Don’t be scared
You’ll never change whats been and gone
May your smile
Shine on
Do NOT be scared
Your destiny may keep you warm
Cos all of the stars
Are fading away
Just try not to worry
You’ll see them some day
Take what you need
And be on your way
And stop crying your heart out
Get up
Come on
Why are you scared? (I’m not scared)
You’ll never change
Whats been and gone
Cos all of the stars
Are fading away
Just try not to worry
You’ll see them some day
Take what you need
And be on your way
And stop crying your heart out
Cos all of the stars
Are fading away
Just try not to worry
Youll see them some day
Take what you need
And be on your way
And stop crying your heart out
Were all of us stars
Were fading away
Just try not to worry
You’ll see us some day
Just take what you need
And be on your way
And stop crying your heart out
Stop crying your heart out
Stop crying your heart out
Bunca zamandır nerede olduğumu soracak olursan
‘Oldu birşeyler’ demeliyim
Oturmalıyım bir taşa
Kararan dünyada,
kendini yemiş bitirmiş bir nehirde.
korumasını bilmiyorum yitirdiklerini kuşların
Geride bıraktığım denizi
ya da çığlığını kızkardeşimin.
Nedir bu toprağın zenginliği?
Gün neden günle kapanıyor?
Neden karanlık gece çalkalanıyor ağzımda?
Ve ölüm neden?
Nereden geldiğimi sormayacak mısın?
Anlatayım sana;
Kırık şeyleri
Acılı kapları
Sık sık tozlanan koca sığırları
ve tutulu kalbimi.
Bunlar ne belleğimizde uyanan sarı güvercinler,
ne de anılardır kuşaktan kuşağa akan.
Ağlayan yüzlerdir bunlar,
Parmaklardır gırtlağımızdaki,
ve toprağa düşen yapraklardır.
Yiten günün karanlığıdır.
Yeşertir kaleleri hüzünlü kanımızdaki.
İşte menekşeler ve işte kırlangıçlar,
Sevdiğim her şey
Tatlı mesajlar veren günbegün
açıkta zaman
tatlılığı artan.
Kaçamayız biz; Dişlerimizin arasından:
Neden kemiriyor boşa giden zaman
sessizlik kabuğunu?
Ne yanıt vereceğimi bilmiyorum.
O kadar çok ki ölümüz
Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler
Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar
Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler
Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim.
İlk Ey Sareban ile beni benden aldı, arkadaşlarımı ağlattı.
Tek şarkılık sandım tüm güzellik, yanılmışım. Shirin geldi peşinden ve bugün Nobahari, kendimi daha fazla tutamadım ve onu deli gibi araştırırken buldum.
1976 doğumlu, İran’ın Bob Dylan’ı olarak biliniyor.. Ama sesi, bizden taa içimizden..
Sözlerini bilmeden beni benden alan şarkıları, sözlerini öğrendikten sonra beni benden etmiştir. Farsça hüzün.. Ya da acının dili hep aynı..
Buyrun Nobahari:
Olur da olamazsam buralarda
Yanağındaki küçük çukura saklanmak istiyorum,uyumak..
Yüzyıllarca uyumak..
İlla isim konulacaksa ben masal değil hayat demekten yanayım
Bu yolları yan yana yürümekten yanayım..
Erguvanlar açmaya başladı,mavi mi pembe mi ayırt edemiyorum renkleri,kokuna bi isim bulmaya çalışmaktan da vazgeçtim.
Geldiğinde bir masada kahvemizi yudumlayıp, heyecanla dedikodu yapacağız, sana kaçırmadan anlatmam gereken aylar biriktirdim..
Biraz sessizlik olacak sonra
Sen hüzünlü gözlerini uzaklara salacaksın. Cümlelerim topallayacak,ağır aksak kelimelerle soracağım;
Nasılsın?
Nasılsın derken bile iyi olmana dualar edior olacağım..
Hiçbir sözümüz umutsuzluk taşımayacak, inanacağız, inandıracağız, yaşadığımız cehennemin cennete dönüşeceğine.
Herkesin unuttuğu küçük bir çocuğa gülümseyerek,
İnsanların koşarak geçerken farketmediği selpakçı amcanın gülüşüne karşılık vererek..
Ve bırakarak bu dünyanın tümm kandırmacılarını kendimize insanca bir yol çizeceğiz!
Gelmek isteyen ardımıza düşecek..
Gel !
Orda mutlu olduğunu biliyorum ama inan bencilce değil bu isteğim.
Birgün hiç gelmemeye karar vererek gidersen,bavulumu hazırladım
geçmişi koymadım içine,adı ‘ geçmiş’ olacak gelecekleri beraber yaşayalım diye !
Gitme !
Seni şah damarıma sakladım,adım atarsan yırtılır derim,kanar dizlerim.
Ölürüm.Birdaha ayrılığı kaldıramam ,yüküm ağır !
Susma !
Kelimelerin senin ayak izlerin.
Nereye gittiğini bulamazsa ölür benim ellerim !
Seni Seviyorum …
Buyrun Ey Sareban:
Ey kervancı, ey kervan!
Leyla’mı nereye götürüyorsun,
Leyla, canım ve yüreğim olduğu halde?
Ey kervancı,
Leyla’mı niçin götürüyorsun,
Birbirimize yalnızken verdiğimiz sözlere tanrı şahitken?
Ve aşkımızın karar kılmadığı hiçbir yer yokken?
Ey kervancı,
Leyla’mı nereye götürüyorsun,
Ey kervancı,
Leyla’mı niçin götürüyorsun,
İnancımın tamamı geçici dünyaya dair
Aşkın kıvılcımları yaşamın kendisi olmuş
Oysa yarin hatırası aşkın bir damlasından bile güzeldir
Aşık olmanın ateşi yaşamdan daha özgedir
Tanrım kalplerdeki sevgiyi daima o kalplerde bırak,
Benim kalbimde bıraktığın gibi
Ve
Leyla ile mecnun efsane oldular
Oysa bizim hikayemiz sonsuzluğa erişti
Sen şimdi aşkımın tek göstergesisin
Hüznümün, güzümden okunmayan hali
Bu hüznün elinden hangi hallerdeyim bilmiyorsun
Senden sonra var olmadım ben tanrı biliyor
Kalbimin yapraklarını gör ve git
Tufan gibi inşa et hüznün dallarını
Gül idik, gülleri derip git
Ki ben gül ağacıydım
Tufanın ayakları dibinde oturan
Vücudunun bütün dallarını,
Tabiatın hışmıyla kır..
Ve blog sahibi inanıyor ki, bir gün bu şarkıları acıSIZ dinleyebilecek..